Sade Hayat Dergisi

Geleneksel Tıp

Geleneksel Tıp: Tüm Zamanların En İyisi

Faruk Günindi (sadehayat.com)

Kanıta Dayalı Geleneksel Tıbbın Tanım ve Teorisi:

Kanıta Dayalı Geleneksel Tıp teşhis, tedavi, bakım, rehabilitasyon ve sağlığı korumak için başvurulacak geleneksel tıp yöntemlerinin araştırılması ve bu yöntemlerden kanıtlanmış olanların öncelikli olarak kullanılmasıdır.

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), 2008 yılında tüm dünya ülkelerini geleneksel tıbbın geniş imkânlarından ve bilgi hazinesinden faydalanmaya çağırdı. Günümüzde 140’dan fazla ülke DSÖ’nün çağrısına cevap vererek Geleneksel Tıp alanında yasal düzenlemede bulunduğunu bildirdi. Türkiye’de de Geleneksel, Tamamlayıcı ve Alternatif Tıp çalışmaları 2011 Kasım ayında çıkan kanun hükmünde kararname ile yasalaştı; bu alanda NHI İstanbul Doğal Sağlık Enstitüsü’nün öncülüğünde birçok kurum bu bilimin ilerlemesi için çalışmalar yürütmektedir.

Geleneksel Tıbbın Tarihi:

Geleneksel Tıp, başlangıcı insanlık tarihi kadar eski, kadim bilgiler üzerine kurulu bütüncül bakış açısına sahip bir bilimdir. Bu bilim binlerce yıl boyunca filozof hekimler tarafından geliştirilmiştir. Yaklaşık 2500 yıl önce Anadolu topraklarında Hipokrat, hocası Alkmaion’dan öğrendiği Tabiat Felsefesini geliştirmiş, tıbbı felsefeden ayrı bir bilim olarak tanımlamıştır. Tüm geleneksel bilimlerin temelini teşkil eden Tabiat Teorisinin/Humoral Teorinin kurucusu Krotonlu Alkmaion’ın Lokman Hekim olduğu üzerinde durulmuştur.
Modern tıbbın kurucusu Hipokrat doğadaki tüm maddelerin ve insan vücudunun dört temel unsurdan/elementten oluştuğunu bildirir: Toprak, su, hava ve ateş.

Geleneksel Tıbbın Temelleri: Dört Element

Osmanlı Tıbbında Anasır-ı Erbaa olarak anılan dört temel unsur taşıdığı belirgin özellikler vardır. İnsan vücudunda bu özelliği taşıyan dört temel hılt (maddemsi sıvı) bulunur. Bunlar Sevda, Balgam, Kan ve Safradır.
Ancak bunlar bilinen anlamda vücut sıvılarına karşılık gelemez. Hıltlar daha çok 4 temel unsurun karakteristiği taşıyan maddemsilerdir. Örneğin Kan hava unsurunun özelliklerini taşımaktadır ve bu hıltın en iyi örnek kan sıvısıdır.
Hılt dengesi sağlık için büyük önem taşımaktadır. Geleneksel Tıp felsefesine göre sağlık, hıltların vücutta dengeli dağılımıdır. Bu denge bozulduğunda hastalık meydana gelir. Ancak bu dört hılt vücutta eşit oranda dağılmazlar. Her kişinin bedenindeki hılt dengesi kendine özeldir. Bu da insanların mizaçlarını belirleyen en önemli faktördür.
Hılt Nedir: Temel Unsurların/elementin 4 niteliği vardır. Sıcaklık, kururluk, soğukluk ve nemlilik. İnsan bedeni 4 element ve 4 nitelikten meydana gelir. Her şey bu maddelerin belirli oranlardaki karışımıdır. Bedende bu fonksiyonları 4 hayati hılt (sıvı) taşır: Kan, safra, sevda, balgam. Besinlerin sindirilmesiyle karaciğerde safra, dalakta sevda, beyinde balgam toplanır ve kana karışarak tüm bedene dağılır.

Mizaç nedir: Hayati sıvıların (kan, safra, sevda, balgam) kişiye özel oranda karışarak meydana getirdiği tabiattır.

4 Temel Mizaç Tip vardır:

Demevi Mizaç: Bu kişilerde kan hıltı baskındır. Yüzleri pembe- beyaz hatta kırmızıdır. İdrar kırmızıdır. Bedenleri sıcak, hafif terleme mevcuttur. Ağız tatları tatlımsıdır, çıban ve sivilcelere yatkınlardır. Uykuları kolay gelir, esner ve gerinirler. Burunları kanamaya yatkındır.

Safravi Mizaç: Safra hıltı baskındır. Buğday tenli olurlar. Vücutları sıcak, nabızları hızlıdır. Ağız tatları acı ve susuzluk hissi fazladır. İştahları azdır. Uykusuzdurlar. Mideleri kolay bulanır.

Balgami Mizaç: Balgam hıltı baskındır. Beyaz ve renksiz tenli olurlar. Bedenleri soğuk, kasları gevşektir. Nabızları Haif atar. Susamazlar. Çok uyur ve tembel hareket ederler. Gayretsiz ve durgundurlar.

Sevdavi Mizaç: Sevda hıltı baskındır. Kanları kıvamlıdır. Bedenleri zayıftır, ciltleri kara sarıdır. Yüzlerinde parlaklık yoktur. İştahlıdırlar. Uykuları gelmez. Düşünceli ve kederli olurlar, karamsardırlar.

Geleneksel Tıp hekimi hıltları ve mizaçları çok iyi bilir. Hangi hıltın hangi organda ne oranda olması gerektiğini anlar ve müdahaleyi /tedaviyi buna göre şekillendirir. İnsan bedeninde olduğu gibi hayvan, bitki ve madende de aynı mizaç yapısı bulunur. Yani canlı ve cansız maddelerde mizaçtan bahsetmek mümkündür. Geleneksel tıp hekimi ilaçlarını seçerken bu noktalara dikkat eder. Örneğin safra hıltı fazla olan birine bu hıltı dengeleyecek mizaçta bir bitki önerir. Aksi halde hıltın dengesizliği artıp hastalığı şiddetlendirebilir.

Geleneksel Tıp’ta Tedavinin Mantığı

Uygulamalar mizaç dengesini kurmak için yapılır. Eğer vücutta bir organ da bir hılt normalden fazla ise azaltmak için, azsa arttırmak için müdahale tercih edilir. Veya fazla olan hılt olması gereken bölgeye yönlendirilir.
Tabiat teorisi sosyologların, felsefecilerin, coğrafyacıların ve gök bilimcilerin tarih boyu faydalandığı önemli bir kuramdır. Örneğin Sosyolojinin kurucusu İbn Haldun toplumların özelliklerinin, yaşadıkları coğrafyanın mizacından etkilendiğini vurgular.

Hıltlar sabit değildir. Vücutta hılt oranları ömrün farklı dönemlerinde çeşitlilik gösterir. Bebeklikte nemli, gençlikte sıcak ihtiyarlıkta ise kurudur. Bu sebeple yaşlılık döneminde kuru olan mizacı dengelemek için nemli gıdaların tüketimi tavsiye edilir. Örneğin, salatalık nemli gıdaların başında gelir.

Geleneksel Tıp Hekimi Nasıl Yetişir?

Geleneksel tıp hekimi günümüzdeki gibi uzun bir eğitimden sonra icazet (diploma) alırdı. Pek çok hekim yaşadığı şehirden ayrılmak zorunda kalır; başka ülkelerde tanınmış usta hekimlerin eğitimini almak için uzun seyahatler yapardı. Geleneksel Tıp hekimi aynı zamanda bir seyyahtı. Bu sebeple pek çok insan Şam, Bağdat ve İstanbul gibi yerleri ziyaret etmiştir. Bu Avrupa hekimleri için de böyleydi, mutlaka eğitim almak için tıbbın bu merkezlerine uğrarlardı.
Hekimin eğitimi bütüncüldü. Eğitim küçük yaşta başlar ve felsefe, ahlak, İslam bilimleri, astronomi, coğrafya gibi temel bilimlere yer verilirdi. Hekim zamanının tam bir entelektüeliydi. Bu yüzden geleneksel hekimlerin farklı alanlarda yazdığı makale ve kitaplara rastlamak mümkündür.

Hekimler yeteneklerine göre seçilir; usta hekimler çoğu zaman yeteneklerine güvenmediği adayları geri çevirirlerdi. Kabul edilen hekim adayları usta hekimler yanında uzun süre hasta bakar, klinik gözlemlerde bulunurlardı. Mezun olan hekimler eğitimleri boyunca yüzlerce farklı hasta görmüş olurlardı ve bu eğitim hiçbir zaman sona ermezdi.
Eski hekimler öncellikle halkın bilinçlenmesi ve hekimlerin faydalanması için yazdıkları kitapları tecrübelerinin olgunlaştığı yaşlarda kaleme alırlardı. Bunlardan en önemlisi Anadolu Türk Beyliği dönemi hekimlerinden ve Bursa’da yaşayan meşhur Tabip İbn Şerif’tir. Ömrü boyunca sayısız hekim yetiştirmiş ve kendisinden sonra defalarca referans gösterilen değerli tıp kitabı Yadigâr’ı yazmıştır. Bu tıp kitabında hastalıklar halkın anlayabileceği, sade bir dille yazılmıştır. Tabip İbni Şerif bu değerli eseriyle sağlık hizmetlerinin ulaşmadığı yerlerde halkın kendi başına tedavi olabilmesini amaçlamıştır.

Hastane mi, Şifahane mi?

Geleneksel Tıp hekimleri şifahanelerde görev yaparlardı. Şifahaneler, bakacak kimsesi olmayan gariplerin bakım eviydi. Hastalar yaşadıkları ortamlarda muayene ve tedavi görürlerdi. Dolayısıyla hekim hastanın ayağına giderdi. Formal eğitim almış hekimlerin olmadığı yerlerde tedavileri halk içinden, hekimlerin uygulamalarına tanık olmuş tecrübe sahibi kişiler üstlenirdi. Bunlara ise ‘Halk Hekimi’ adı verilirdi. Hekimler gibi gelişmiş ve düzenli eğitimi olmayan bu kişileri daha çok tecrübeye dayanan tedavi yöntemleri uygulardı.

Geleneksel Tıbbın Günümüzdeki Araştırmaları:

Yakın zamanda humoral teoriyle ilgili yeni tıp yaklaşımları ve araştırmalar ortaya çıkmaya başladı. Bu araştırmalar arasında Kupa Terapisi, Sülük Tedavisi ve Fitoterapi (Bitkilerle Tedavi)’yi saymak mümkündür.
Bugün sağlık profesyonellerinin de ilgi duymaya başladığı Kupa Terapisi, birçok çağdaş araştırmaya konu olmuştur. Güvenilir tıp dergilerinde ve batı üniversitesinde çeşitli hastalıklar için uygulanmakta, olumlu etkileri tespit edilmektedir. Kupa Terapisi kadim tıpta kan hıltını dengelemek için kullanılırdı.

Sülük tedavisi ise çağdaş tıp tarafından başvurulan bir yöntemdir. Mikrocerrahide, kan sulandırıcı veya tıkanıklık açıcı olarak kullanılan ve sayısız araştırmaya konu olmuş bir geleneksel tıp yöntemidir.

Bu alanda oluşan merak bireysel ve bazı kurumsal çabalarla araştırılmaktadır. Bu araştırma metotlarının standart hale gelebilmesi, uygulamaların genel sağlık hizmetlerine dahil edilmesi ve dünyanın her yerinde işleyiş gösterebilmesi için ortak bilinç oluşturulması gerekir.

Geleneksel Tıpta Tedavi:

Geleneksel Tıp’ta her müdahale vücuda yabancıdır. Dolayısıyla müdahaleler vücuda yeni görevler yüklemez; mevcut işleyişin düzenlenmesine yardımcı olur. Temelde ise vücudunun öz iyileşme gücünün arttırılması hedeflenir. Böylelikle bağışıklık sistemi kuvvetlenir ve hastalıkla mücadele etme gücü artar. Bu uygulamalar esnasında doğal malzemelerin kullanımı önem taşır: GDO’suz, sentetik katkı içermeyen ürünlerin tercih edilmesine önem gösterilir.
Geleneksel Tıp tedavilerinde birinci kural, günümüz Hipokrat yemininde de geçen ‘Önce Zarar Verme’ ilkesidir. Buna göre öncelikle zarar verenler engellenir, sonra zarar vermeyecek müdahaleler veya ilaçlar seçilir. Geleneksel Tıp Hekimleri bu konuda azami ölçüde tedbirli davranırlar.

Geleneksel Tıpta Teşhis ve Muayene

Geleneksel Tıp hekiminin teşhisi doğrudan gözlem, inceleme ve hastayı dinlemeye bağlıdır. ‘Muayene’ kelimesi; aslen gözlemleme anlamına gelir ve doğrudan gözle yapılır. Muayene kelimesi Geleneksel Tıbbın hasta teşhis yönteminden günümüze kalan bir kelimedir. Muayene esnasında sadece hekim ve hasta vardır. Bilgiler doğrudan toplanır. Bunun dışındaki her veri muayeneye yardımcı olacak niteliktedir; esas teşkil etmezler.

Geleneksel hekimin muayenelerine süre bakımından günümüz muayenelerinden oldukça uzundur. Hasta üzerinde vakit harcanır, her türlü gözlem bilgisi kaydedilerek geniş bir anamnez (hasta hikâyesi) alınır. Cilt rengi, saç yapısı, boy, vücut yapısı, tırnaklarının, dil ve diş etlerinin durumu, nabız teşhisi gibi veriler ve hastanın alışkanlıkları, yaşam tarzı yeme- içmesi, giyimi, mesleği, yaşı, cinsiyeti, doğduğu ve yaşadığı coğrafya göz önüne alınır. Buna niteliksel gözlem denir.
Görüntüleme cihazları ve ölçüm aletleriyle yapılan gözlemler ise ikinci derecede önemlidir. Niceliksel gözlem olarak adlandırılır. Niceliksel gözlemde hata oranının daha yüksek olduğu kabul edilir. [i]

Geleneksel Tıp hekimlerinin teşhis yöntemleri halk tarafından da yaygın şekilde bilinirdi. Avuç içi ve tırnaklardan sağlık, yetenek ve yatkınlıklar tespit edilebilirdi. Örneğin hala kültürümüzde yeri olan genç kızların kına gecelerinde avuç içlerine ve tırnaklara yakılan kına bu özelliklerin anlaşılmasını engellemek içindir. Ancak günümüzde bu uygulama bir gelenek olarak devam etmektedir.

Geleneksel Tıp Tedavi Yöntemleri

Dünyada geleneksel tıp deyince akla gelen akupunktur veya bitkisel tedavilerdir. Ancak bunlar dışında onlarca yöntemden bahsetmek mümkündür. Birçok yöntem günümüzde de kullanılmaktadır. Bazı yöntemler ise teknik gelişmelerden dolayı şekil değiştirerek devam etmektedir.

Geleneksel Tıp Uygulamalarından Bazıları:

1. Kupa Terapisi (Hacamat/Kuru- Islak):

Kupa Terapisi ilginç şekilde tarih boyunca beş kıt’ada her kültürün uyguladığı tek bir ortak tedavi yöntemidir. Bitkilerin coğrafi durumlara göre değişiklik gösterdiği görülür ancak Güney Amerika’dan Uzak Doğuya, Afrika’dan Avrupa’ya her yerde Kupa Terapisi uygulamasına rastlamak mümkündür. Bu anlamda Kupa Terapisi insanlığın ortak paydasıdır.
 Hakkında yüzlerce çağdaş araştırma bulunuyor.
 Herhangi bir yan etkisi tespit edilemedi.
 Geleneksel tıbbın günümüz tıbbı içinde yıldızı yükselen bir tedavi yöntemidir.
 Çok çeşitli hastalıklarda kullanılan geniş etki alanına sahiptir.

2. Hirudoterapi/ Sülük Tedavisi:

Mikro cerrahide; kopan uzuvların dikilmesi, yara bakımı, kan dolaşımı sağlanması gibi müdahalelerde ve ameliyat sonrası uygulanan bir yöntemdir.
 Psikolojik etkileri mevcuttur
 60 farklı protein içeren sindirim enzimi salgılayan sülüklerin modern tıpta çeşitli ilaçların yapımında kullanıldığı bilinmektedir. Bu maddelerden biri olan “Hirudin” enzimi yakın bir zamana kadar kan sulandırıcı olarak kullanılıyordu. Ancak bugün yerini Gen teknolojisi ile üretilen rekombinant hirudine (Lepirudin) bırakmıştır.

3. Cerrahi Müdahaleler:

Geleneksel tıp hekimlerince tasarlanan cerrahi aletler günümüzde çağdaş cerrahi tarafından da kullanılmaktadır.
Geleneksel tıp hekimlerince şaşırtıcı derecede başarılı cerrahi müdahaleler gerçekleşmekteydi. Örneğin 15.yy’ın önemli hekimlerinden Sabuncuoğlu Şerafettin Pnömotoraks’ın (Akciğer Sönmesi) tedavisini kupa terapisinin de dahil edildiği cerrahi müdahaleyle sağlamıştır. [ii]

4. Perhiz/Oruçla Tedavi

Günümüzde beslenme ve diyetin önemi ön plana çıkmaktadır. Geleneksel Tıp’ta ise perhiz, sağlığı korumada ve hastalıkların tedavisinde en önemli ikinci etkendir. (Birinci etken Hava’dır.)
Tıp hekimleri perhiz programını mizaca uygun olarak düzenlerlerdi. Kan grubu diyeti, mizaca uygun beslenmenin çağdaş yorumudur.

Açlık Tedavisi: Vücudun öz iyileşme gücünün ortaya çıkabilmesi, sindirim ve boşaltım gibi sistemlere enerji harcanmaması için belirli aralıklarla gıda alımı kesilir. Çoğu zaman sadece su ile bazen de taze meyve ve sebze suları ile oruç / açlık yapılır. Hipokrat, İbn Sina ve sonrasında Osmanlı Hekimleri hastalıklardan kurtulmak için öz iyileşme gücünün (bağışıklığın) serbest bırakılmasını savunurlar. Çağdaş araştırmalar açlık tedavisinin kronik, inatçı ve zorlu hastalıklar da dahil psikolojik ve psikosomatik hastalıklarda olumlu sonuçlar verdiğini bildirmiştir. [iii]

5. Hareket tedavisi (Egzersiz ve Spor)

Bazı hastalıklar için dinlenmek iyileştirici iken, bazı hastalıkların iyileştirilmesinde ise spor ve hareket tavsiye edilir.
At, binicilik, ok atma, yüzme gibi vücudun tamamının kullanıldığı sporlar üne çıkmaktadır.
Spor iştahı kuvvetlendirir ve neşe verir. Ancak spor aç karnına, hazım bittikten sonra yapılır.
Hafif terleme meydana gelince sporu bırakmak tavsiye edilir.

6. Balneoterapi/Hidroterapi

Geleneksel Tıp hekimleri hamam, kaplıca, ılıca ve içmeleri hastalık tedavilerinde etkin şekilde kullanırlardı. [iv]

7. Biyoterapi

İyileşmeyen yaralarda Maggot terapi (kurtçuk tedavisi); omurilik hastalıklarında Hippoterapi (atla tedavi); sinir sistemi hastalıklarında Apiterapi (arıyla tedavi), cilt hastalıklarında kullanılan İhtioterapi (balıkla tedavi) günümüzde uygulaması ve araştırmaları devam eden geleneksel tıp yöntemlerindendir.

8. Beden Temizlikleri / Arınma

Geleneksel Tedavi usullerinde temizlik içten dışa doğru gerçekleşir. Vücuttan atılan her şey vücut için sağaltıcıdır. Her organın müshili vardır. Bunu sağlamak için bitkiler, lavman ile bağırsak temizliği ve kusma yöntemleri kullanılır.

Osmanlı Hekimleri beden temizliğinde önemli hususlara riayet ederdi.
i. Vücuda zarar veren maddenin bilinmesi
ii. Bu maddenin atılması gereken miktarının bilinmesi
iii. Uygun yöntemlerle çıkartılması
iv. Fazlalık olan maddenin doğru zamanda çıkartılması

Beden temizliğinde özellikle lavmanın üzerinde durulur. İbni Sina “Can bağırsaktadır” derken Hipokrat “Bütün hastalıklar bağırsakta başlar” der. Nobel ödüllü Mikrobiyolog İlya Meçnikov bunun önemini “Ölüm bağırsakta başlar” sözüyle özetler.

Osmanlı Hekimine göre Beden Temizliği;
Zahmet neden görürse, çıkan ol ola,
Ol çıkan nesne, gereği kadar gide,
Çıkacak nesneyi adet nice ise ol adetçe çıkara
Pişmeden maddeyi yerinden koparmak istemeye

9. Rukye-Ruhsal Tedavi

Psikosomatik ve psikolojik hastalıklarda dua, ibadet ve meditasyonun iyileştirici etki gösterdiğine inanılır. Günümüzde birçok modern hastanede iyileşmeye yardımcı olması amacı ile din görevlileri bulundurulur. Bazı kanser vak’alarının “inanç tedavisi” ile iyileştirildiği rapor edilmiştir. [v] [vi]
Beden ve ruh ayrı düşünülmez; ruh ve beden bütüncül şekilde değerlendirilir. Bedende olan ruhu, ruhta olan bedeni etkiler. Tedavide de hastalıkta da böyledir.

10. Aromaterapi:

Maddeler içinde nüfuz etme gücünün en yüksek olduğu haldir.
Maddenin en latif halidir. Bu yönleriyle tüm organları katı ilaçlardan daha hızlı etkiler. Özellikle gül, ıtır, günlük kokuları kullanılmıştır.

11. Sesle Tedavi:

Ruhsal tedavilere ek olarak kullanılırdı. Kur’an okuma, su sesi, doğa sesleri, su sesi ve müzik aletleri kullanılır. Türkiye’de psikiyatrinin kurucusu Prof. Dr. Mazhar Osman’ın klinikte bu tedavilere başvurduğu bilinmektedir.

12. Fitoterapi (Bitkilerle Tedavi):

Geleneksel Tıp tedaviler arasında en yaygın ve meşhurudur. Bitkiler mizaçlara göre kullanılır. Ancak tedavide karışık bitkisel ilaçlara geçmek tercih edilmez. Bunun yerine önce zararlılar terk edilir, gıda terk edilir veya azaltılır, sonra besleyici gıdalar mizaca göre kullanılır. Eğer cevap alınmazsa ‘ilaç gıdalar’ kullanılır. Bunlar basit ilaçlardır; karışım değildir. Bunların da yetmeyeceği durumlarda ‘deva gıdalar’ kullanılırdı. Bunların da etki etmeyeceği düşünülen durumlarda ise ‘akrabazin’ denen karışık ilaçlar kullanılırdı.

Gelenekseltip.com

Kaynakça:
[i] Hakim Muniiddin Chishti, The Handbook of Traditional Healers
[ii] http://www.ncbi.nlm.nih.gov/pmc/articles/PMC2676596/?tool=pubmed
[iii] http://www.jsnm.org/files/paper/anm/ams203/ANM20-3-07.pdf
[iv] http://tipbilimleri.turkiyeklinikleri.com/abstract-tr_52469.html
[v] http://www.ntvmsnbc.com/id/25128545/
[vi] http://www.sciencedaily.com/releases/2012/08/120820132332.htm

YASAL UYARI: Yayınlanan yazıların tüm hakları Yeryüzü Doğal Ltd. Şti.'ye aittir. Sitede yayınlanan yazı ve konular izinsiz, kaynak gösterilerek dahi kullanılamaz, alıntı yapılamaz.

Bir Cevap Yazın